Afrin işgalinin 6. yılı

Türk devletinin Suriye Afrin kentindeki suçlarına ilişkin hazırladığımız bilanço 20.01.2018'den Ekim 2023'ün sonuna kadar olan dönemi kapsamaktadır.
انتهاكات-الهجرة القصري-في-عفرين-2-2345720223

Afrin işgalinin 6. yılı

Afrin kentinin 20.01.2018 tarihinde Türk devleti ve çeteleri tarafından işgalinin altıncı yıl dönümü vesilesiyle, Türk devletinin uyguladığı insan hakları ihlallerine ve işgaline bir kez daha dikkat çekmek istiyoruz. Afrin ve Şehba’da insan hakları standartlarını ihlal eden verileri toplayarak işgal ve vahşeti gösteren net rakamlara ulaştığımız Afrin kentinin ve halkın durumunu da değerlendirdik. Türk devletinin öldürme, çalma, yağmalama, insan kaçırma, kadınlara tecavüz etme ve daha birçok konuda verilere ulaştık. Bu çalışmamızda bilgilerin çoğunu Afrin İnsan Hakları Örgütü’nden aldık. Afrin kenti gerçekte doğru olmayan gerekçelerle ve argümanlarla işgal edilmiş, öncelikle Kürt halkı başta olmak üzere bölge sakinlerinin katliamlara maruz bırakılması, ikinci olarak ise işgal edilmesi hedeflenmiştir. Bu temelde binlerce insan yaşadığı yerlerden ve bölgelerden sürüldü. İşgalci Türk askeri güçlerinin, kendilerine bağlı silahlı gruplar eşliğinde 20.01.2018 tarihinde Afrinde başlattığı, her türlü hava, kara ve yasaklı silahların kullanarak bu operasyonun adını “Zeytin Dalı” olarak açıklamıştır. Bu operasyon Kürt toplumu ve tüm halklar için felaketleri beraberinde getirmiştir. Bunun sonuçları, çoğu çocuk, kadın ve yaşlı olmak üzere çoğu katledilen veya yaralanan masum sivillere karşı korkunç oldu. Bunun yanı sıra, yerli halkın zorla yerlerinden edilmesiyle zorunlu göçe neden oldu. Halkın çoğunluğu Şehba ve bir kısmı da Suriye’nin diğer bölgelerine yöneldi. Afrin’de kalan Kürtlerin sayısı ise 193.000. Kaos yaratma, gizli gözaltı merkezlerinde rastgele cinayet, adam kaçırma, hırsızlık, yağma, silahlı soygun, fidye talep etme, ağaçları kesip yakma, kamu ve özel sektöre el koyma dahil olmak üzere suçların artmasına zemin hazırlamanın yanı sıra hırsızlar ve mafya çeteleri, liderleri de dahil olmak üzere milis üyeleri, silahlı yerleşimciler tarafından mülklere el konulması, uyuşturucu, fuhuşun teşvik edilmesi, iş imkanlarının olmayışı ve temel gıda maddelerinin yüksek fiyatları nedeniyle geçimini sağlamak isteyen Kürtlerin yaşamını zorlayarak onları Afrini terk etmeye, mallarını silahlı unsurlara ve yerleşimcilere bırakmaya zorlamıştır.

Demografik yapıyı değiştirmek, Türkleştirmek, kültürel ve tarihi eserleri Araplaştırmak amacıyla soykırım, etnik temizlik ve zorla yerinden edilme dahil olmak üzere yerli Kürt nüfusa karşı sistematik bir şekilde birçok insani suç işlendi. Aralarında çocukların da bulunduğu yüzlerce insan hayatını kaybetti. Yüzlerce kadına tecavüz edildi. Çeteler, Afrin’in asıl halkına ait binlerce mülk ve eve el koydu. Katletme, gözaltına alma, kaçırılma, işkence, kamu, özel mülkiyete el koyma ve her türlü cinsel şiddet, arkeolojik alanların, bir deponun ve çeşitli mezheplere ait dini türbelerin kazılması da dahil olmak üzere, birçok mezarlığın buldozerlerle yıkılması ve bunlardan birinin hayvan pazarına dönüştürülmesi başlıca yöntemler olmuştur. Bugün Afrin’de yaşanan bu vahşi uygulamalar, uluslararası insan hakları standartlarının tamamen dışındadır. Bugün hala Türk devletine bağlı çeteler ve gruplar sivillere saldırmaya, onları öldürmeye, kaçırmaya, hapishanelere koymaya, işkence etmeye, soymaya, zulme uğratmaya ve Afrin halkını katletmeye devam ediyor. İhlaller ve suçlar, sadece Afrinle sınırlı kalmayıp Şehba halkınada uygulanarak, buradaki kamplarla beraber çoğu yerin yok olmasına yol açmıştır. Altyapının, tesislerin ve evlerin artık yaşanmaz hale geldiği ancak yerinden edilmiş Afrinli mültecilerin burada yaşamaya zorlandığı bölge, neredeyse her gün Suriye Ulusal Ordusu’na bağlı gruplar tarafından hedef alınıyor ve bu da can kaybına yol açan çok sayıda katliama yol açıyor. Onlarca sivilin hayatını kaybettiği ve yaralandığı 12/2/2019 tarihinde, 16 yaralının yanı sıra 8’i çocuk 10 kişinin katledildiği Tel Rıfat katliamı bunun örneği olmaktadır. Aynı zamanada Akibe köyüne gerçekleşen saldırıda aralarında 11 yaşında bir kız çocuğunun da bulunduğu 3 kişi yaralandığı olay diğer bir örnek olmaktadır. 6 Şubat 2023 günü gerçekleşen depremin Suriye ve Türkiye’ye etkisi yıkıcı oldu. Buna rağmen işgal altındaki Afrin’de ki Cindires kentinde depremin etkisiyle yıkılan binaların altında kalan insanlar, var olan acılarıyla beraber depremin de verdiği zararlarla yüz yüze bırakıldı. Kürt halkı deprem felaketinden daha kötü bir felaketle, insanlık dışı muameleyle karşı karşıya bıraktı. Türkiye’nin desteklediği sözde “Suriye Ulusal Ordusu”nun fraksiyonları ve kendilerinden önce bölgeye gelen yerleşimciler, özellikle hayır kurumları ve dernekler tarafından sağlanan insani yardımların silah zoruyla ele geçirilmesi ve halkın bu yardımlardan mahrum bırakılması felaketi daha da artırdı. Kürt vatandaşların bu yardımları Türk devlet yetkililerinin gözetimi altında tek bir adım dahi atmadan, heyetlerin ve uluslararası kuruluşların bölgeye girişine rağmen (Dünya Sağlık – UNICEF ve diğerleri) durum değişmedi, aksine daha ziyade Cindires bölgesinde yaşayanların çoğu, hırsızlık korkusuyla yıkılan evlerinin yıkıntıları üzerine çadırlar kurdu. 20/3/2023, aynı aileden dört kişinin, dünyanın birçok halkının bayram sembolü olan Nevruz ateşini oğullarından birinin yakması nedeniyle Milli Ordu çeteleri mensupları tarafından katledildi. Bu suç hakkında hiç kimse bir şey yapmadı ve suçlular eylemlerinden sorumlu tutulmadı.

İlk olarak demografik değişim: Uluslararası hukukta demografik değişim, bir tarafın, dönüşüm sırasında iradesini kaybeden bireylere yönelik gönüllü eylem ve uygulamaları sonucu, bir coğrafi bölgenin yapısında ve nüfus gücünde meydana gelen dönüşümdür (zorunlu usuli işlem ve nüfusun bir yerden başka bir yere nakledilmesi, yerine başka bir nüfus grubunun getirilmesi). Bu “zorla yerinden etme” adı verilen, savaş suçları ve soykırım kapsamına giren, ırkçı ve şovenist yerleşim projelerinin yapıldığı bir durumdur. Yapılan temel uygulamalar yerli Kürt halkının bölgelerinden uzaklaştırılarak zorla bölgelerinden uzaktaki kamplarda alıkonulması ve Kürt vatandaşların rejim yanlılarına canlı kalkan olarak kullanılması, Suriye-İran, anlamsız savaşlara yakıt olarak atılması, onların kanını satmak, çocuklarını kaçırmak; bunların hepsi uluslararası hukuka ve uluslararası insancıl hukuka göre insanlığa karşı suçtur. Zorunlu yer değiştirmenin iki şekilde gerçekleştiğini unutmayın:İlk olarak demografik değişim: Uluslararası hukukta demografik değişim, bir tarafın, dönüşüm sırasında iradesini kaybeden bireylere yönelik gönüllü eylem ve uygulamaları sonucu, bir coğrafi bölgenin yapısında ve nüfus gücünde meydana gelen dönüşümdür (zorunlu usuli işlem ve nüfusun bir yerden başka bir yere nakledilmesi, yerine başka bir nüfus grubunun getirilmesi). Bu “zorla yerinden etme” adı verilen, savaş suçları ve soykırım kapsamına giren, ırkçı ve şovenist yerleşim projelerinin yapıldığı bir durumdur. Yapılan temel uygulamalar yerli Kürt halkının bölgelerinden uzaklaştırılarak zorla bölgelerinden uzaktaki kamplarda alıkonulması ve Kürt vatandaşların rejim yanlılarına canlı kalkan olarak kullanılması, Suriye-İran, anlamsız savaşlara yakıt olarak atılması, onların kanını satmak, çocuklarını kaçırmak; bunların hepsi uluslararası hukuka ve uluslararası insancıl hukuka göre insanlığa karşı suçtur. Zorunlu yer değiştirmenin iki şekilde gerçekleştiğini unutmayın:
1) Doğrudan: onları bölgelerinden zorla sınır dışı etmek
2) Dolaylı: Halk üzerinde zulüm ve baskı araçlarının kullanılması ve halkın göçe itilmesi (1998 tarihli Uluslararası Mahkeme Roma Tüzüğü’nün 6,7,8. maddeleri)

Suriye Rejimi’nin oluşturduğu Özerk Yönetim kurumlarının Suriye savaşı adı altında, yolları açarak, imkanlar sağlayarak bu halkları Afrin’e yollaması demografik değişimin başlangıcı olmuştur. Irk, mezhep ve yerleşim farkı gözetmeksizin, bugüne kadar hala Kürt bölgelerinde yer değiştirme bahanesiyle Afrin, Halep kenti ve idari bölgelerinden yaklaşık 200 bin vatandaşı Afrine göndermiştir. Bu yolla Türk Devleti’ne bağlı çeteler de Afrin’e girerek Kürt halkına ait sermaye, mülk ve endüstriyel zanaat sahiplerine yönlendirilmesine, onların mallarına el konulmasına ve mali gasp ve fidye toplamak amacıyla kaçırılmasına neden oldu. Ancak Türk işgal güçlerinin Kürt bölgelerine girmesinden sonra söz konusu maddelerin tam anlamıyla uygulandığını, binlerce Kürt vatandaşın Afrin bölgesinden zorla çıkarıldığını, topraklarında kalanların da baskı altına alındığını ve bölgeyi terk etmeye zorlandığını görüyoruz. Savaştan önce Afrin’in yüzde 90’ı Kürttü. Mayıs 2021 itibarıyla bölgenin çoğunluğu Araplardan oluşuyordu çünkü Türk hükümeti Afrin’deki Kürt evlerinin, Türkiye destekli binlerce savaşçı ve onların sivil aile üyelerinin yanı sıra çoğu ülke içinde yerinden edilmiş kişiler tarafından yağmalanmasına ve ele geçirilmesine izin veriyordu. Burada eski Özerk Yönetim tarafından temsil edilen fiili otoritenin, zorla yerinden etme sürecine temelden katkıda bulunduğunu ve Kürt vatandaşlarını Suriye rejimine sadık olan ve kanlarının ticareti yapılan bölgeleri korumak için canlı kalkan olarak kullandığını da belirtmeliyiz. onları bölgelerinden uzaktaki kamplara yerleştirdikten sonra. Kürt bölgelerine (Seri Kaniye – Afrin – El Bab – Menbiç – Cerablus – Kobani – Kamışlo – Haseke – Rakka) baktığımızda inanılmaz rakamlarla karşı karşıyayız: 800 bini Kürt olmak üzere yaklaşık bir milyon vatandaş yerinden edildi. ve (Araplar – Süryaniler – Keldaniler dahil) başta Yezidiler ve Hıristiyanlar olmak üzere geri kalan etnik ve mezhepsel bileşenlerin 200.000’i. Olan ve yaşanan her şey, çok kültürlü ve çok dilli Afrin bölgesinin kimliğini ve simge yapılarını değiştirmeyi, sokakların, meydanların, kamu tesislerinin ve hastanelerin adlarını değiştirerek, okul ve kamu tesislerinin üzerine Türk bayrağını çekmeyi amaçlıyor. Afrin kentindeki Azadi (Özgürlük) Meydanı’nın adı Atatürk Meydanı ve Newroz Çemberi, Salah al-Din ve Milli Kavşağı olarak 18 Mart Çemberi ve Kawa el-Haddad Kavşağı olarak Zeytin Dalı Kavşağı ve Köylerin adları değiştirilerek Qastal Mikdad köyüne Selçuk Obası, Kutana köyüne Zafer Obası, Karzila köyüne Cafer Obası adı verilmiştir.Bu isimler ve adlandırıldıkları tarihler olabilir. Afrin bölgesinin her yerinde Türklerin halkların hak ihlalleri ve kendi toprakları dışındaki toprakların işgali üzerine kurulu tarihine değiniliyor.

İkincisi: İslam adına aşırı dinsel düşüncenin yayılması: Türk işgal güçleri İslam adına aşırı dini merkezleri ve şeriat okullarını yaymaya, dünyanın her yerinden korkunç kişiliklere sahip kısa elbiseler giyen teröristleri (Daiş) getirip kontrolü altındaki Kürt bölgelerine yerleştirmeye çalışmaktadır. Özellikle okul çocukları arasında oyuncak ve yasal kıyafet hediyeleri dağıtarak ve kız öğrencilere özel bir kıyafet dayatarak onları İslami derslere devam etmeleri konusunda motive ederek, Kürt din adamlarını ve imamları da görevden alıp yerlerine bir avuç hırsız, suçlu ve terör unsurunu yerleştiren kafirler, “Çalın, öldürün, zina yapın, cennete girersiniz” diye fetva veriliyor

Üçüncüsü: Hırsızlık, soygun, yağma, mala el koyma, silahlı soygun ve saldırı: Afrin kentindeki Kürt vatandaşların evlerine yönelik hırsızlık, soygun, yağma ve silahlı soyguna, nakit para, ev mobilyası, gıda malzemeleri, mutfak eşyaları ve elektrikli aletler dahil olmak üzere mallarının çalınmasına tanık olmadığı bir gün geçmiyor. Halkı koruyan yasalar olmaksızın Türk Devleti’nin gözü önünde ile bu uygulamalar yapıldı. Yapılan bu uygulamalar MİT emri ile yapıldığı için hiç kimse sesini çıkarmadı. Son üç yılda, özellikle yaşlı sivillere yönelik saldırı ve cinayet vakaları arttı, öldürülen yaşlı sivillerin sayısı 15 vakayı aştı. Tıpkı Suriye hükümetine ve Suriye Ulusal Koalisyonuna bağlı silahlı milislerin, Türk işgal hükümetinin rehberliğinde, yasal olarak imzalanmış yetkilere rağmen, Şahba bölgesi ve diğer bölgelerde gözaltına alınan zorla yerinden edilmiş kişilerin zeytin tarlalarına el koyması gibi. Tahmin edildiği üzere mülklerin yönetimi ve bakımı için büyük meblağlar karşılığında yerel meclislerde yakınları için ele geçirilen ağaç sayısı fazlaydı ve köylerindeki çiftçilere telif ücreti uygulandı. Daha sonra halk dolandırılarak evleri ele geçirildi ve silahlı milis üyelerine kiralandı, sahte sözleşmelerle satıldı.

Dördüncüsü: Meyve ve orman ağaçlarının kesilmesi ve yakılması: Türk işgal hükümeti, silahlı milisler ve yerleşimciler eşliğinde Afrin kentine girdiğinden beri bitki örtüsüne karşı suçlar işledi ve Kürtlerle savaşmak için çeşitli meyve ağaçları ve ormanları yakacak olarak kesip yaktı. Geçim yollarının güvence altına alınmasında tarımsal ürünler ve mevsimlerin temel ekonomik dayanağı oluşturduğu düşünülerek geçimlerini sağlamak, mal ve topraklarını Türkler tarafından getirilen Arap ve Türkmen yerleşimcilere bırakıldı. Bazıları yaklaşık (60-80 yaşında) ve 150 bine yakın olmak üzere 670 binden fazla zeytin ağacı, meyve ağaçları (nar, elma, çilek, şeftali, ceviz, incir, kiraz), ayrıca bölge genelinde yaklaşık 730 bin orman ağacının (meşe, çınar, selvi, çam) kesilip yakılması da söz konusu. İhlaller zeytin ve diğer orman ağaçlarını da etkiledi, Afrin bölgesinin kontrolüne geçmesinden bu yana tarıma ayrılan alanın üçte birinden fazlası yakıldı ve ormanlarındaki binlerce ağaç yakacak odun ve kömür ticareti amacıyla yakıldı. Afrin bölgesinde yerinden edilenlere ait çok sayıda ev de ele geçirilerek, onlarcası Milli Ordu gruplarına ait hapishane, gözaltı merkezi ve güvenlik karargâhına dönüştürülerek bunların alınıp satıldığı belirtildi.

Beşinci – Toprak erozyonunun etkileri: Kendine özgü coğrafi konumu ve başta İpek olmak üzere ticaret yollarının ortasında yer alan nadir mahremiyeti nedeniyle çağlar boyunca Afrin bölgesini çeşitli ırklar ve halklar işgal etmeye ve kontrol altına almak için sömürgeci istilalar gerçekleştirmeye çalışmışlardır. Çin sınırlarından doğuya, Orta Doğu ve Kuzey Afrika üzerinden uzanan yolun yanı sıra, eski Sovyet cumhuriyetleri olan Kafkasya’yı Arap bölgesine bağlayan tren yolu bir zamanlar Arap Yarımadası olarak adlandırılıyordu. Türk hükümeti, yayılmacı sömürge hırsları aracılığıyla, Osmanlı İmparatorluğu’nun MS 1914-1918 Birinci Dünya Savaşı’nda yenilgiye uğradığını belirten Milli Belge’yi önererek Osmanlı padişahlarının ve Anadolu Selçuklularının devletinin ihtişamını yeniden tesis etmeye çalıştı. Türk işgal kuvvetlerinin Afrin bölgesine girişinden bu yana (Mart 2018), Türk hükümeti arkeolojik alanların ve dini türbelerin kültürel simge yapılarını ve kentsel özelliklerini sistematik olarak değiştirdi ve mühendislik açısından bölgenin Osmanlılaştığını gösteren özellikler ekledi. Arkeolojik alanların değiştirilmesi, yapılan kazılar Antik eserler, çoğu arkeolojik alanın tahrip edilmesi, arkeolojik buluntuların aranması amacıyla arkeolojik tepelerin sabote edilmesi ve buldozerlerle yıkılması, bunların Suriye topraklarından çalınması, kaçırılması, küresel karaborsada satılması başlıca uygulamalar olmuştur. Ayrıca Afrin bölgesinde Êzidî dinine ait bir türbe ve mezarlığın yıkılması için de çalışmalar yapıldı.

Altıncı: Kaçırma operasyonları: Türk işgal güçlerinin Mart 2018’de kendilerine bağlı silahlı milislerin eşliğinde Afrin kentine girmesinden bu yana 950’den fazla kadın ve erkek vatandaşın akıbeti hala bilinmiyor. Geçtiğimiz yıl içerisinde kaçırılan 300 kadın vatandaşın yanı sıra 461 kişinin ismi daha önce de dile getirilmiş ve anılmıştı. Her ne kadar Eylül 2020’den bu yana bir kısmı serbest bırakılmış olsa da (yaklaşık 115 vatandaş), kaçırılanların sayısı aynı dönemde, asılsız suçlamalarla ve bahanelerle mali şantaj ve fidye toplama amaçlı sürekli kaçırma eylemlerinin bir sonucudur. Ayrıca 100’den fazla vatandaş da çeteler ile askeri ve sivil polisler tarafından Türk yasa ve mevzuatına göre yargılanmak üzere Türk istihbaratına teslim edildikten sonra Türk topraklarına nakledildi. Afrindeki bu çok sayıda kaçırılan kişi, Afrin kenti ve bazı köy ve kasabalarda yaygın olan ve sayıları 20’yi aşan gizli gözaltı merkezlerinin yanı sıra, askeri ve sivil polise ait çok sayıda hapishaneye dağıtılıyor. Bu kaos ve güvenlik kaosunun ışığında, Türk istihbaratına bağlı kimliği belirsiz silahlı çeteler faaliyete geçerek, (2019-2020) çocukları okullardan ve halk pazarlarından dönerken ara sokaklardan kaçırmak, organlarını satmak amacıyla faaliyete geçti. Şehba bölgesindeki Afrin-Suriye İnsan Hakları Örgütü’nün verdiği bilgiye göre, Suriye Ulusal Ordusu’na bağlı grupların hapishanelerinde kaçırılıp gözaltına alınan yüzün üzerinde insan vakası ve zulümden kaçanlardan bazılarının buraya geldiği belgelendi. Bu dosyaların çoğu uluslararası araştırma komiteleri, İnsan Hakları Yüksek Komiserliği ve Uluslararası Af Örgütü’nde bulunuyor ve ayrıca bu dosyalar Birleşmiş Milletler İşkence Mağdurlarını Destek Projesi aracılığıyla paylaşılıyor.

Yedinci: Erdoğan’ın Afrinde gerçekleştirdiği dev yerleşim projeleri: Türkiye, Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad’ın yönetiminden kaçan yerinden edilmiş insanlara işgal edilen alanlarda konut inşa etmeye çalıştığı yönünde açık propaganda yayarak kamuoyunu aldatıyor. Ancak bu yerleşim yerlerinin inşa metodolojisini ve yöntemini izleyenler, bunların Türkiye’nin kontrolünde olan, Türk okullarının açıldığı, camilerin inşa edildiği, Türk kültürünü tanıtmak amacıyla Türk yanlısı imamların atandığı yerleşim yerleri olduğu kanaatine varıyorlar. Ayrıca bu yerleşim yerleri Türk valiler aracılığıyla açılıyor, güvenlik birimleri tarafından sıkı güvenlik denetimine tabi tutuluyor ve yönetim Türk vatandaşlığına sahip Türk veya Türk yanlısı kişilere devrediliyor. Bu kamplardaki örgütlerin ofisleri aynı zamanda cihatçı faaliyetlere de sponsorluk yapıyor ve burada yaşayanların çoğu, Türkiye tarafından Libya ve Azerbaycan’da işe alınan paralı askerlerin ailelerinin yanı sıra Özbekler ve Uygurlar gibi Türk kökenli El Kaide üyelerinden oluşuyor. Planda her biri 30.000 kişiyi barındırabilecek 10 mega yerleşim birimi ve her biri 5.000 kişiyi barındırabilecek 140 köy yer alıyor. Her köyde ayrıca iki cami, 16 derslik iki okul, bir gençlik merkezi ve bir kapalı spor salonu bulunuyor. Şehirlerde ise ortalama 100 metrekare alana sahip, her biri 3 veya 4 odadan oluşan 6.000 ev bulunuyor. Kasabanın merkezinde büyük bir cami ve 10 mahallelere dağılmış diğer camiler, 8 okul, bir spor salonu, 5 gençlik merkezleri, 1 futbol sahası, 4 mahalle için küçük futbol sahaları, mahalleler için ek olarak diğer sosyal tesisler ve küçük sanayi kompleksi. Ayrıca iki şehirde 200 yatak kapasiteli iki hastanenin yanı sıra diğer şehirlere dağıtılan 10 yatak kapasiteli 8 hastane de yer alıyor. Konut köy ve kasabalarının toplam alanı yaklaşık 92,6 milyon metrekare olarak tahmin edilirken, köy sakinlerine dağıtılacak tarım arazisi alanı da yaklaşık 140 milyon metrekare olacaktır. Proje bütçesinin yaklaşık 150 milyar 965 milyon ve 400 bin Türk lirası (2022) olarak tahmin edilmekle beraber yine dış finansmanla inşa edilecek “güvenli bölge”deki toplam konut sayısı 200 bin üniteye ulaşacak ve masrafı 27 milyar dolar.

Demografik değişim ve yerleşim inşası politikasını destekleyen derneklerin isimleri şöyle:

1- Türkiye Beyaz Eller Derneği
2- İhsan Yardımlaşma ve Kalkınma Derneği, Türkiye
3- Katar Sınır Tanımayan Bağış Derneği
4- Kuveyt Uluslararası Kalkınma Hayırsever Topluluğu
5- Onurla Yaşama Derneği (Filistin)
6- Şeyh Abdullah bin Al-Nuri Kuveyt Hayırsever Cemiyeti
7- Kuveyt Devleti Evkaf ve Diyanet Bakanlığı
8- El-Islah Cemiyeti ve Bahreyn Hayırsever Çalışma Komitesi
9- Türkiye İHH Derneği
10- Filistin Arap Forumu
11- Katar Özel İhtiyaçları Olan İnsanların Rehabilitasyonu Derneği
12- Katar Kızılayı
13- İslami Davet Örgütü
14- Katar Hediyeler Derneği
15- Katar’daki Hayırsever Çalışma Düzenleme Kurumu
16 – Katar Kanser Derneği
17- Bahreyn Lütfu Koruma Derneği
18- Filistinli Araplar kurumu 48
19- Şam Yardım Derneği
20- Türkiye Diyanet Vakfı
21- El-Bayan Katar Topluluğu
22- Dullara Umut Verme Örgütü
23- Kardeşlik geçmişine sahip Sınır Tanımayan Kardeşlik Vakfı
24- El-Bünyan Katar-Türk Derneği

Sekizinci – Terörist bombalamaları Afrin bölgesinde yaşanan kaos ortasında, patlayıcı maddeler, bombalı araçlar, motosikletler ve diğer araçlarla terör saldırıları artmış, vatandaşların hayatını kaybetmesine, çok sayıda yaralanmasına ve ağır hasara yol açmıştır. Türk işgal güçleri, Şehba bölgesi ve çevre köylerde yerinden edilmiş Kürtleri barındıran Suriye rejiminin kontrolündeki bölgeleri ve ona bağlı yardımcı güçleri de bombalıyor. Bu bombalama operasyonları her seferinde Şehba bölgelerindeki kamplardaki gösteri ve protestolarla aynı zamana denk geliyor

İşgalin başlangıcından 15.03.2024 tarihine kadar olan İstatistikler:
Kaçırılan Kişi Sayısı: Toplam 9.186 kişinin kaçırıldığı bilinmektedir, bunların 1.000’den fazlası kadındır.
Cinayetler:
Toplam 693 cinayet işlenmiştir.
Bu cinayetlerin 97’si işkence ile gerçekleştirilmiştir.
104 kadından 11’i intihar etmiştir.
74 kadına tecavüz edilmiştir.
Ağaç Kesimi:
400 binden fazla meyve ve ormanlık ağaç kesilmiştir.
15 binden fazla meyve ağacı yakılmıştır.
Tarıma ayrılan alanın üçte birinden fazlası yakılmıştır.
Yerleşim Alanları:
Afrin bölgelerinde 30’dan fazla yerleşim yeri ve kamp inşa edilmiştir.
Eski Eserler:
75’ten fazla arkeolojik höyük açılmış ve tahrip edilmiştir.
59’dan fazla alan zarar görmüş ve yıkılmıştır.
28’den fazla türbe yıkılmıştır.